DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINDA SENDİKAL HAK İHLALLERİ, TARAFSIZLIK İLKESİNİN AŞINMASI VE SİSTEMATİK BASKILAR
Sendikacılık, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, uluslararası sözleşmeler ve yürürlükteki mevzuatla güvence altına alınmış devredilemez bir temel haktır. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde sendikal faaliyet yürütmenin, özellikle belirli sendikalar dışında kalan yapılar için, fiilen zorlaştırıldığı ve baskı altına alındığı açıkça görülmektedir.
1. Hukuki Çerçeve Tartışmasızdır
- T.C. Anayasası’nın 51. maddesi, kamu görevlilerinin sendikaya üye olma ve sendikal faaliyette bulunma hakkını güvence altına alır.
- 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu, idarecilerin sendikalar karşısında mutlak tarafsızlıkla hareket etmesini zorunlu kılar.
- ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri, sendikal ayrımcılığı ve baskıyı açıkça yasaklamaktadır.
Bu hükümler karşısında, sendikal tercihin sorgulanması dahi hukuka aykırıdır.
2. İl ve İlçe Müftülerinin Sendikal Tarafsızlığı İhlali
Sahada yaşananlar, bazı il ve ilçe müftülerinin kamu yöneticisi kimliğini bir kenara bırakarak belirli bir sendikanın, özellikle Diyanet-Sen’in fiilî temsilcisi gibi davrandığını göstermektedir.
Bu tarafgirliğin en somut ve inkâr edilemez göstergelerinden biri:
Bazı il ve ilçe müftülerimizin Ankara’ya yaptıkları ziyaretlerde, Diyanet-Sen tarafından kendileri için tahsis edilen otellerde konaklamalarıdır.
Tarafsız olması gereken bir kamu yöneticisinin, bir sendikanın sunduğu imkânlardan faydalanması:
- Sendikal kayırma şüphesini güçlendirmekte,
- Diğer sendikalara üye personel üzerinde baskı ve sindirme etkisi oluşturmaktadır,
- Kamu etiği ve liyakat ilkesini ağır biçimde zedelemektedir.
Bu durum, basit bir tercih değil; çıkar ilişkisi ve taraflılık iddiası doğuran ciddi bir ihlaldir.
3. Açık ve Doğrudan Sözlü Baskılar (Tanıklıklarla Sabit)
Sorun yalnızca dolaylı uygulamalarla sınırlı değildir. Sendikamız üyeleri ve temsilcileri, bazı il ve ilçe müftüleri tarafından doğrudan sözlü baskıya maruz kaldıklarını bizzat ifade etmiş; bu sözlere sendika yöneticileri ve çalışanlar şahit olmuştur.
Üyelerimize ve temsilcilerimize yöneltilen ifadeler arasında şunlar yer almaktadır:
- “Bu sendikayı nereden buldun?”
- “Başka sendika yok muydu?”
- “Neden Diyanet-Sen’den istifa ettin?”
Bu ifadeler:
- Sendikal tercihin sorgulanması,
- Personelin psikolojik baskı altına alınması,
- İdari makamın sendikal yönlendirme aracı olarak kullanılması anlamına gelmektedir.
Açıkça ifade ediyoruz:
Bir kamu yöneticisinin personeline bu soruları sorması hukuka aykırıdır, yetki aşımıdır ve sendikal baskıdır.
4. Mobbing ve Ayrımcılığın Kurumsallaşması
Bu sözlü baskılar; görevlendirme, izin, kurs ve değerlendirme süreçlerinde dolaylı cezalandırma uygulamalarıyla birleştiğinde açık bir mobbing düzenine dönüşmektedir.
Bu uygulamalar:
- 4688 sayılı Kanun’un ihlali,
- Türk Ceza Kanunu kapsamında görevi kötüye kullanma,
- Aynı zamanda kamu görevlisi ahlakına ve kul hakkına aykırı fiillerdir.
5. Şube Müdürleri Eliyle Sendikal Faaliyetin Engellenmesi
Bazı şube müdürlerinin sendikal faaliyetleri engelleyici tutumları da bu baskı zincirinin bir parçasıdır. Duyuruların engellenmesi, toplantıların zorlaştırılması, temsilcilerin personelle temasının kesilmesi:
- Sendikal faaliyetin açıkça engellenmesi,
- Kamu yetkisinin sendikal baskı aracı olarak kullanılmasıdır.
Sendikacılık, idarenin izniyle değil; kanunun güvencesiyle yapılır.
6. Oluşturulan Korku ve Baskı İklimi
Tüm bu uygulamalar Diyanet personeli üzerinde sistematik bir korku iklimi oluşturmuştur. Personel:
- Sendika tercihini özgürce yapamamaktadır,
- Sendika değiştirmekten çekinmektedir,
- Hak ihlallerine rağmen susmak zorunda bırakılmaktadır.
Bu tablo, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temsil ettiği değerlerle bağdaşmamaktadır.
Buradan açıkça ilan ediyoruz:
- Hiçbir müftü ve hiçbir idareci sendika temsilcisi değildir.
- Hiçbir kamu yöneticisi, personelin sendika tercihini sorgulayamaz.
- Hiçbir sendika, idari makamlar eliyle korunamaz veya büyütülemez.
Aksi her uygulama hukuka aykırıdır, belgelenmektedir ve gerektiğinde yargı mercilerine taşınacaktır.
Sendikal haklar pazarlık konusu değildir.
Anayasal haklar baskıyla ortadan kaldırılamaz.
Ve hiçbir makam, hukukun üstünde değildir.






