Kıymetli Din Görevlilerimiz!
Son dönemde yaşadığınız idari, özlük ve çalışma koşullarına ilişkin sorunlarda çözüm adresi olarak Tekbir-Sen’i görmeniz bizleri memnun etmektedir. Bu güven, sendikal mücadelenin en kıymetli kazanımıdır. Çünkü bir sendikanın en büyük gücü; üyelerinin inancı, sahadaki karşılığı ve hak arama konusundaki kararlılığıdır.
Ancak burada üzerinde durulması gereken önemli bir çelişki bulunmaktadır.
Sorunların çözümü için Tekbir-Sen’in kapısını çalarken, üyelik noktasında başka bir sendikada kalmaya devam etmek; hem sendikal dayanışma ruhu hem de örgütlü mücadelenin doğası açısından izaha muhtaç bir durumdur. Sendikacılık yalnızca ihtiyaç anında başvurulan bir danışma mekanizması değildir. Sendikacılık, aidiyet gerektirir. Sorumluluk gerektirir. Bedel gerektirir.
Bir yapının güçlü olabilmesi için, o yapının arkasında duran iradenin net olması gerekir. Hak ararken başka bir yapının çatısı altında kalmak; temsil gücünü zayıflatır, mücadeleyi bölük pörçük hale getirir ve sahadaki etkiyi azaltır. Çünkü sendikal güç, sayı ile; sayı ise net duruş ile oluşur.
Elbette her din görevlimizin sendika seçme özgürlüğü vardır. Bu, anayasal bir haktır. Ancak çözüm adresi olarak görülen bir yapının aynı zamanda tercih edilmemesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir tutarsızlığı ortaya koymaktadır.
Tekbir-Sen olarak bizler; kapımızı çalan hiçbir din görevlimizi geri çevirmedik, çevirmeyiz. Ancak güçlü bir mücadele, güçlü bir irade ve açık bir aidiyetle mümkündür. Sorunların kalıcı çözümü; yalnızca talep etmekle değil, o talebin arkasında örgütlü biçimde durmakla sağlanır.
Unutulmamalıdır ki sendikacılık, seyirci kalma değil taraf olma işidir. Hak aramak cesaret ister; cesaret ise net bir duruş gerektirir.
Karar siz kıymetli din görevlilerimizindir.






