Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Kullanımı

Son günlerde sendikamıza ulaşan şikâyetler, kamu yönetimi, sendikal özgürlükler ve kişisel verilerin korunması bakımından son derece ciddi ve üzerinde durulması gereken iddiaları gündeme taşımaktadır.

Diyanet Akademisi’nden mezun olarak tercih ettikleri yerlere ataması yapılan bazı din görevlilerinin, henüz göreve başlamadan önce “malum sendikanın” temsilcileri tarafından telefonla aranarak, ilgili sendikaya üye olmaları gerektiğinin ifade edildiği; aksi hâlde göreve başlama evraklarının eksik sayılacağı ve fiilen göreve başlatılmayacaklarının söylendiği yönünde sendikamıza çok sayıda şikâyet ulaşmıştır. Bununla da sınırlı kalmayıp, bazı il ve ilçe müftülüklerinde yeni göreve başlayacak hocalarımıza, göreve başlama evraklarıyla birlikte sendika üyelik formlarının imzalatıldığı iddiaları bulunmaktadır.

Sendikal Özgürlük ve Hukuka Aykırılık

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51. maddesi açık ve nettir: Sendikaya üye olmak ya da olmamak bireyin özgür iradesine bağlıdır. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya zorlanamaz; sendikaya üye olmaması sebebiyle herhangi bir hak kaybına uğratılamaz. Bu anayasal güvence, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu ile de açıkça korunmuştur.

Göreve başlama işlemleri, tamamen mevzuatta sayılan belgeler üzerinden yürütülür. Sendika üyeliği, göreve başlama şartı değildir; böyle bir şartın ima edilmesi dahi açık bir hukuka aykırılık teşkil eder.

Asıl Kritik Soru: Telefon Numaraları Kim Tarafından Paylaşılıyor?

İddiaların en dikkat çekici ve en vahim boyutu ise şudur: Henüz göreve dahi başlamamış olan din görevlilerimizin kişisel telefon numaraları, hangi yollarla ve kimler tarafından sendika temsilcilerine ulaştırılmaktadır?

Bu noktada 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) devreye girmektedir. Telefon numarası, KVKK kapsamında açıkça kişisel veri niteliğindedir. Bu verinin, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın üçüncü kişilerle paylaşılması hukuka aykırıdır ve suç teşkil eder.

Kamu kurumlarında görev yapan memurların şunu çok iyi bilmesi gerekir:

  • Kişisel verilerin yetkisiz şekilde paylaşılması sadece idari bir hata değil,
  • Aynı zamanda cezai ve disipliner sorumluluk doğuran ağır bir ihlaldir.

Bu verileri paylaşan kişi ya da kişiler; “sendikal yakınlık”, “alışkanlık” veya “teamül” gibi gerekçelerin arkasına sığınamaz. Hukuk devleti ilkesinde teamül değil, kanun esastır.

Bu iddialar doğruysa, mesele sadece bireysel hatalarla açıklanamaz. Kurumsal denetim, veri güvenliği ve idari tarafsızlık ciddi şekilde sorgulanır hâle gelir. Kamu kurumlarının, çalışanlarını belli bir sendikaya yönlendirdiği algısının oluşması dahi, devletin tarafsızlığına zarar verir.

Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere ilgili tüm idari birimlerin;

  • Göreve başlama süreçlerini,
  • Kişisel verilerin kimler tarafından, hangi amaçla işlendiğini,
  • Sendikal faaliyetlerin kurum sınırları içinde nasıl yürütüldüğünü
    ivedilikle ve şeffaf biçimde incelemesi artık bir zorunluluktur.

Henüz göreve başlamamış, meslek hayatının başındaki din görevlilerimizin baskı altında bırakılması; anayasal haklarının ihlal edilmesi ve kişisel verilerinin hukuka aykırı biçimde kullanılması kabul edilemez. Bu iddialar, sadece sendikal bir sorun değil; hukuk devleti, kamu etiği ve insan hakları meselesidir.

Sessizlik, bu tür uygulamaları normalleştirir. Hukuk ise suskunlukla değil, kararlılıkla ayakta kalır.