
“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”
İslam dininin yönetim, iletişim ve insan ilişkilerindeki temel vizyonunu çizen bu kutlu hadis-i şerif, ne yazık ki bugün bizzat bu dini tebliğ etmek ve yaşatmakla mükellef kurumların bazı kademelerinde unutulmaya yüz tutmuştur. Din görevlilerimizin mihrapta, kürsüde, minberde gece gündüz demeden yürüttüğü ulvi görev, maalesef bazı il/ilçe müftüleri ve şube müdürlerinin mevzuatı aşan şahsi engellemeleriyle sekteye uğratılmaktadır.
Geçtiğimiz günlerde Tekbir-Sen olarak şahit olduğumuz ve bizzat bir din görevlimizin Kurban Bayramı idari izni esnasında yaşadığı mobbing vari tutum, bardağı taşıran son damla olmuştur. Bir şube müdürünün, personeline kanuni hakkı olan idari izni kullandırtmamak adına “Cuma namazında caminde ol, bayramın birinci günü izin kullanamazsın” gibi hiçbir hukuki dayanağı olmayan, tamamen keyfi ve kanun dışı söylemlerde bulunması kabul edilemez.
Açıkça sormak istiyoruz: Müftülükler, bazı yöneticilerin egolarını tatmin etme ve memurlar üzerinde tahakküm kurma makamları mıdır?
İzin Hakları Amirlerin Tekelinde Değildir, Kanuni Temirlerdir!
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hiçbir amir, maiyetindeki personelin kanuni haklarını kendi rızasına veya keyfine bağlayamaz.
- 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 10. Maddesi açıkça der ki: “Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır.”
- Yine aynı kanunun Yıllık ve Mazeret İzinleri başlığı altındaki maddeler ve Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan İdari İzin Genelgeleri, tüm devlet memurlarını kapsadığı gibi din görevlilerimizi de kapsar. İdari izin, devletin en üst kademesi tarafından verilen toplu bir haktır; taşradaki bir şube müdürünün bu hakkı tırpanlama yetkisi yoktur.
Din görevlisi izne çıkacağı zaman önüne sürülen “Cumayı kim kıldıracak?”, “Yerine adam buldun mu?” soruları, kurumsal bir yönetim acziyetinin itirafıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı Taşra Teşkilatı Görev Yönetmeliği uyarınca, personelin izinli veya raporlu olduğu dönemlerde camilerdeki ibadet hizmetlerinin aksamaması için gerekli planlamayı ve görevlendirmeyi yapmak din görevlisinin değil, müftülüğün ve o şube müdürünün asli görevidir. Memura kendi hakkını kullanabilmesi için şart koşmak, görevi ihmal etmektir.
Hukuksuzluğa Karşı Kaymakamlık, DİB ve Cumhurbaşkanlığı Nezdinde Mücadele
Nitekim bu haksızlığa karşı sessiz kalmayarak İlçe Kaymakamlığına müracaat edilmesi ve sonrasındaki mutat toplantıda ilçe müftüsünün “Müftülük olarak planlama yapacağız, dileyen idari iznini kullanabilir” şeklindeki sağduyulu açıklaması, yapılan hatadan dönülmesi adına olumludur. Ancak bu durum, taşrada yaşanan yapısal ve zihniyet kaynaklı problemleri tamamen ortadan kaldırmamaktadır.
Tekbir-Sen olarak, din görevlilerimizi köle, kendilerini ise buyrukçu ilan eden bu zihniyete karşı sesimizi en gür şekilde çıkarmaya devam edeceğiz. Bu doğrultuda;
- Söz konusu şube müdürünün mevzuat dışı ve keyfi tutumu hakkında Diyanet İşleri Başkanlığımıza resmi şikayette bulunulmuştur.
- İzinler konusunda din görevlilerine zorluk çıkaran, kurum aidiyetini zedeleyen tüm müftülükler ve idareciler hakkında Cumhurbaşkanlığı (CİMER) düzeyinde gerekli yasal girişimler başlatılmıştır.
Din Görevlileri Asla Yalnız Değildir!
Diyanet İşleri Başkanlığımızın, taşra teşkilatlarında kronikleşmeye başlayan bu “izin krizi” ve “amir baskısı” hususunda ivedi bir şekilde müftülükleri uyaran net bir genelge yayımlamasını talep ediyoruz.
Kimse din görevlilerimizin sahipsiz olduğunu sanmasın. Birileri koltuklarından güç alıp ego tatmin etsin diye bizlerden susmamızı, haklarımızın çiğnenmesine göz yummamızı beklemesin. Tekbir-Sen olarak gönülleri fethede fethede, sorunların çözümü konusunda da cesur adımlar ata ata büyümeye; diyanet ve vakıf çalışanlarımızın haklı ve cesur sesi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz!
Unutulmasın ki; adaletle hükmetmeyen makamlar, oturanların omuzlarında birer vebal yüküdür.






