Geçtiğimiz günlerde din görevlilerimiz arasında yaşanan, ilk bakışta “iki eski dostun dertleşmesi” gibi duran ama satır araları eşelendiğinde taşra idaresindeki yapısal çürümeyi, sendikal baskıyı ve bürokratik vurdumduymazlığı gözler önüne seren vahim bir olaya şahit olduk.

Olay, Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde geçiyor. Uzun yıllar sendikamız bünyesinde üst yönetim kademelerinde de bulunmuş, bu davaya emek vermiş bir din görevlisi hocamız, ani bir kararla sendikamızdan istifa ediyor. Teşkilat olarak durumun arka planını nezaketle sorup kendisine bir belge ulaşmadığını belirttiğimizde, hocamızın verdiği yazılı cevap adeta taşra bürokrasisinin bir “itirafnamesi” niteliğindedir:

“Evet hocam istifa ettim çünkü Ereğli Müftüsüne söz vermiştim ve Zonguldak İl Müftü Yardımcısına da söz verdim… Ereğli’ye gelince onları 8 ay oyaladım ama peşimi bırakmadılar hocam, o yüzden kusura bakmayasın…”

Şu ifadelere bakar mısınız? Bir din görevlisi, mihrabı ve minberi emanet aldığı idari amirleri tarafından tam 8 ay boyunca ablukaya alınıyor. “Peşimi bırakmadılar” feryadı, aslında taşrada kurulmuş olan o amir nüfuzunun, mobbingin ve psikolojik baskının açık bir itirafı değil de nedir?

Topu Taca Atma Sanatı: Mahalline Sevk Etmek

Tekbir-Sen olarak bizler, anayasal bir hakkın engellenmesi ve görevin kötüye kullanılması niteliğindeki bu açık beyanı, ekran görüntüsünü de ekleyerek Diyanet İşleri Başkanlığı Disiplin Daire Başkanlığı’na resmi bir suç duyurusuyla taşıdık. Beklentimiz neydi? Ankara’dan bağımsız, tarafsız bir müfettiş heyetinin (Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı) gelmesi ve bu iddiaları titizlikle incelemesiydi.

Peki ne oldu? Disiplin Daire Başkanlığı, ne hikmetse sendikamızdan ne zaman somut delilli bir şikâyet gitse yaptığı gibi, o meşhur ve konforlu bürokrasi refleksiyle dosyayı hop diye “mahalline sevk etti.” Yani şikâyet edilen müftünün, müftü yardımcısının evrakını, yine onların başında bulunduğu Zonguldak İl Müftülüğü’ne “Bir bakın bakalım” diye gönderdi. Kuzuyu kurda emanet etmek dedikleri tam olarak budur!

Zonguldak İl Müftülüğü de kendisinden bekleneni harfiyen yerine getirdi ve adeta bir aklama aparatı gibi hareket ederek şu trajikomik cevabı verdi: “Efendim, personelin bu mesajı atmasının tek amacı, sendikanın kendisinden uzak durmasını sağlamaktır.” Yani müftülük diyor ki, “Biz baskı yapmadık, bizim memurumuz yalan söylüyor, bizi alet ederek sendikasını atlatmaya çalışıyor.”

Tekbir-Sen Genel Başkanı olarak, müftülüğün bu akıl dışı savunmasını bir an için doğru kabul ederek devlet memurluğu hukukunu bilen herkes adına şu can alıcı soruları soruyorum:

  1. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve disiplin mevzuatı ortadadır. Eğer bu din görevlisi, idari amirlerine (İlçe Müftüsüne ve İl Müftü Yardımcısına) “bana baskı yaptılar, söz aldılar” diyerek iftira attıysa, kurumun itibarını ve amirlerinin şerefini lekelediyse, müftülüğünüz bu personel hakkında neden derhal idari ve disiplin soruşturması başlatmadı?
  2. Kendi amirlerine yazılı olarak “iftira atan” bir memuru korumak, kollamak ve hakkında hiçbir işlem yapmamak Diyanet’in hangi idare anlayışına, hangi adalet terazisine sığmaktadır?
  3. Eğer memura işlem yapılmıyorsa, bu sessizlik aslında mesajdaki o 8 aylık amir baskısının zımnen itiraf edilmesi anlamına gelmez mi?

Anayasa’nın güvence altına aldığı sendikal özgürlük, 4688 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle koruma altındadır. Hiçbir müftü, hiçbir müftü yardımcısı ya da idari amir, devletin kendisine verdiği yetkiyi bir sendikanın “üye devşirme ajansı” gibi kullanamaz. Memurlar arasında sendikasına göre ayrım yapmak, 657 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki “Tarafsızlık” ilkesinin açık ihlalidir ve TCK 118 uyarınca net bir suçtur.

Diyanet İşleri Başkanlığı üst yönetimi ve Sayın Başkanımız, taşradaki bu ahbap-çavuş ilişkilerine, dosyaları mahalle göndererek örtbas etme kolaycılığına artık dur demelidir. Taşrada din görevlilerini sendikal tercihleri üzerinden baskı altına alan, rehberlik etmek yerine adeta birilerinin sendika temsilcisi gibi çalışan amirler, Diyanet’in kurumsal vakarına en büyük zararı vermektedir.

Tekbir-Sen olarak bu konunun basit bir istifa meselesi olmadığını, taşrada hukukun nasıl askıya alınmaya çalışıldığının somut bir vesikası olduğunu haykırıyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı müfettişleri derhal Zonguldak’a gitmeli, bu kurulan çelişkili tezgahı gün yüzüne çıkarmalıdır. Ankara’da topu taca atanlar bilmelidir ki; adalet taca atılamaz, üyemizin de teşkilatımızın da hakkını sonuna kadar savunacağız!

Zübeyir DEMİRKAYA

Tekbir-Sen Genel Başkanı