DİN GÖREVLİLERİNİN ONURU VE SENDİKAL HAKLARIMIZ ÜZERİNDEKİ BASKILARA DAİR DEKLARASYON

Türkiye genelinde din hizmetlerini büyük bir özveriyle yürüten din görevlilerimiz, ne yazık ki son dönemde idari baskılar, liyakatsiz yönetim anlayışı ve sendikal ayrımcılık kıskacına alınmıştır. Bunun en taze ve çarpıcı örneği,…….Müftülüğü tarafından sendika temsilcimize yönelik başlatılan asılsız soruşturma sürecidir.

1. “Telefon İhbarı” Bir Yıldırma Silahı Haline Getirilmiştir

Din görevlisinin en büyük sermayesi olan “itibarı”, kimliği belirsiz telefon ihbarlarıyla zedelenemez. Üyemize yönelik yapılan uygulama, idari bir denetim değil, sendikal hak arama mücadelemize verilmiş bir “gözdağı” niteliğindedir. Müfettiş talep eden, hak arayan her din görevlisinin karşısına “isimsiz ihbarlar” çıkarılması, hukuk devletinin değil, bir korku imparatorluğunun göstergesidir.

2. Sendikal Ayrımcılık ve Mobbing (Psikolojik Taciz)

Din görevlileri arasında “bizden olanlar” ve “olmayanlar” ayrımı yapılması, cami mihrabındaki kardeşlik ruhuna vurulan en büyük darbedir. Hak arayan, yanlışları dile getiren ve Tekbir-Sen gibi dik duran sendika mensuplarına yönelik sistematik mobbing uygulanmaktadır. Bazı il ve ilçe müftülüklerinde görüldüğü üzere; personel, görev saatiyle değil, sendikal aidiyetiyle yargılanmak istenmektedir.

3. Mesai ve Dinlenme Hakkının İhlali

İmam-hatiplerimiz 7/24 esasıyla toplumun her derdine koştururken, en küçük bir boşlukta “görev başında değil” denilerek tutanaklarla baskılanmaktadır. Din görevlisi caminin sadece görevlisi değil, mahallenin manevi önderidir. Onu sadece dört duvar arasına hapsetmeye çalışan ve her anını jandarma titizliğiyle takip eden bu “denetçi” zihniyet, din hizmetinin verimliliğini öldürmektedir.

4. Liyakat Yerine Sadakat Arayışı

Müftülük makamları, personelin sorunlarını çözecek “baba ocağı” olması gerekirken, ne yazık ki bazı yerlerde sadece “ceza kesen” birer noterlik haline dönüşmüştür. Liyakatli personelin önü asılsız soruşturmalarla kesilmekte, çalışma huzuru bozulmaktadır.

SONUÇ OLARAK İLAN EDİYORUZ:

Bazı il ve ilçelerde yaşanan bu olay, bardağı taşıran son damladır. Din görevlisi kimsenin şahsi memuru, hiçbir yöneticinin kapıkulu değildir. Tekbir-Sen olarak;

  • Üyelerimize yönelik bu “operasyonel” soruşturmaların takipçisi olacağız.
  • İsimsiz ihbarlarla personelini töhmet altında bırakan yöneticilerin hukuk önünde hesap vermesini sağlayacağız.
  • Din görevlilerinin vakarını, onurunu ve sendikal haklarını hiçbir keyfi yönetime kurban etmeyeceğiz.

Mihrabın izzeti, minberin şerefi ve din görevlisinin hakkı sahipsiz değildir!

Bu yazımda hangi müftülük olduğunu belirtmedim. Telefon ihbarı var, hemen savunma ver, anlayışıyla hareket etmek son derece yanlıştır. Burada asıl amacın sendikamıza üye olanlara ve üye olmak isteyenlere baskıcı bir yönetim anlayışıyla hareket etmektir. Sayın müftüm bu davranışları sergilemeye devam ederse, konuyu ulusal basın vasıtasıyla Türkiye gündemine taşıyacağımın bilinmesinde fayda vardır.

Zübeyir DEMİRKAYA

Tekbir-Sen Genel Başkanı