Susuzluğun Ayak Sesleri: Hepimizin Sınavı 

Susuzluğun Ayak Sesleri: Hepimizin Sınavı 

Yozgat Merkez’de son günlerde yaşadığımız su sıkıntısı, aslında uzun süredir kapımızda bekleyen önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:  

Su, sınırsız bir kaynak değildir.  

On gün öncesine kadar sabah kalktığımızda “Acaba su akacak mı?” diye bir endişe yaşamazken, bugün uyanır uyanmaz muslukları kontrol eder hâle gelmemiz ne kadar da garip, değil mi? 

Günlük hayatın akışı içinde çoğu zaman fark etmeden tükettiğimiz su, bugün stratejik bir değer; yarın ise hayati bir kriz başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. 

“Suyun Sesini Duydum” adlı kitabımda özellikle vurguladığım gibi, su yalnızca musluktan akan bir içecek değil; sağlığın, tarımın, üretimin, sosyal huzurun ve hatta medeniyetlerin devamlılığının temel unsurudur.  

Bugün Yozgat’ta yaşanan problem, geçici bir arıza ya da mevsimsel bir durum olarak görülmemeli; iklim değişikliği, artan nüfus, yeraltı sularının kontrolsüz kullanımı ve bilinçsiz tüketimin ortak sonucu olarak değerlendirilmelidir. 

Elbette bu noktada belediyelere, Devlet Su İşleri’ne (DSİ) ve ilgili kurumlara büyük görevler düşüyor. Altyapının yenilenmesi, su kayıplarının azaltılması, baraj ve yeraltı kaynaklarının etkin yönetimi, alternatif su çözümlerinin devreye alınması ve uzun vadeli politikaların oluşturulması kamunun asli sorumluluğudur.  

Ancak bütün bu yapısal önlemler, bireysel bilinç ve toplumsal duyarlılık olmadan tek başına yeterli olmayacaktır.  

Ben bugünkü yazımda, hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan, tamamen kendimizi ve bireysel sorumluluklarımızı merkeze alan bir köşe yazısı kaleme alıyorum. 

Peki biz bireyler olarak ne yapıyoruz? Daha da önemlisi, ne yapmalıyız? 

Su krizleri yalnızca kurumların değil, toplumun tamamının ortak sorunudur. Her bireyin günlük hayatta yapacağı küçük tasarruflar, toplamda büyük bir fark oluşturur. 

  • Musluğu açık bırakmamak 
  • Diş fırçalarken ya da tıraş olurken suyu kapatmak 
  • Duş sürelerini kısaltmak 
  • Çamaşır ve bulaşık makinelerini tam dolu çalıştırmak 
  • Bahçe sulamalarında doğru saatleri seçmek 
  • Yağmur suyunu değerlendirmek 
  • Araç yıkarken hortum yerine kova kullanmak 

Bunlar basit ama etkili adımlardır.  

Ayrıca suyun yalnızca miktarına değil, kalitesine de özen göstermeli; kirletici davranışlardan uzak durmalıyız. 

Unutmayalım:  

Suyun israfı sadece bugünü değil, yarınımızı da etkiler.  

Bugün Yozgat’ta yaşanan bu sıkıntı, yarın daha geniş alanlarda ve çok daha ağır sonuçlarla karşımıza çıkacaktır. Tarımsal üretimde ciddi düşüşler yaşanacak, gıda fiyatları artacak, halk sağlığı olumsuz etkilenecek ve buna bağlı olarak sosyal sorunlar kaçınılmaz hâle gelecektir. 

Su sessizdir; ama ihmal edildiğinde çok güçlü bir şekilde konuşur.  

Bugün Yozgat’ta duyduğumuz bu “sessiz uyarı”, hepimiz için güçlü bir farkındalık çağrısıdır. Kurumlar elbette üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli, bilimsel ve sürdürülebilir çözümleri gecikmeden hayata geçirmelidir. 

Bizler ise bireyler olarak suyu tasarruflu kullanmayı bir tercih değil, ertelenemez bir sorumluluk olarak görmeliyiz. Çünkü suyun sesini zamanında duymazsak, yarın susuzluğun gürültüsüyle uyanmak zorunda kalabiliriz. 

“Başkaları tasarruf etsin, bana ne” anlayışıyla hareket edip kontrolsüz şekilde su stoklamaya başlarsak ya da evlerimizde köstebek yuvalarını andıran, gelişi güzel su depoları oluşturarak daha büyük israfa yol açarsak, hem asıl tehlikenin başladığını hem de yarınlarımızın ciddi biçimde tehlikeye girdiğini unutmamalıyız. 

Devamını Oku...
Tekbir-Sen: Hakkın Yanında, Haksızlığın Karşısında Elif Gibi Dimdik!

Tekbir-Sen: Hakkın Yanında, Haksızlığın Karşısında Elif Gibi Dimdik!

Bizler Tekbir-Sen ailesi olarak, sendikacılığı sadece bir üye kaydı değil, bir hak arama ve vakar mücadelesi olarak görüyoruz. Kamuoyunun ve değerli din görevlilerimizin bilmesini isteriz ki; biz hiçbir zaman kurum amirlerimizin hasmı olmadık, olmayacağız. Ancak, nerede bir mağduriyet varsa, Tekbir-Sen’in soluğunu orada hissettirmekten de geri durmayacağız.

Bizim Safımız: Adalet ve Liyakat

Bizim için iki tip idareci vardır:

  1. Gücünü Makamından Alanlar: Bulunduğu koltuğu şahsi egolarını tatmin etmek, din görevlilerimize baskı kurmak için kullananlar bilsinler ki; karşılarında çelikten bir iradeyle Tekbir-Sen’i bulacaklardır.
  2. Makamına Güç Katanlar: İlmiyle, ahlakıyla, duruşuyla ve tecrübesiyle o makamı şereflendiren her amirimiz, bizim için baş tacıdır. Onların en büyük destekçisi ve yol arkadaşı olmaya devam edeceğiz.

Üslubumuz Sert Değil, Nettir!

Zaman zaman üslubumuzun sertliğinden dem vuranlar olabilir. Şunu net bir şekilde ifade edelim: Bizim üslubumuz sert değil, doğaldır. Biz, din görevlisi kardeşlerimizi “yaldızlı sözlerle” veya sahte vaatlerle ikna etme peşinde değiliz. Bizim dilimiz, Anadolu’nun samimiyeti; bizim sözümüz, mazlumun feryadıdır.

“Biz süslü cümlelerin arkasına saklanıp sorunları geçiştirenlerden değil, sorunların üzerine cesaretle gidip çözüm üretenlerdeniz.”

Sendika Ayrımı Gözetmeksizin Hizmet

Tekbir-Sen’in kapısı tüm din görevlilerine ardına kadar açıktır. Bize bir feryat ulaştığında, o kardeşimizin “hangi sendikaya üye olduğunu” asla sorgulamayız. Bizim için kriter, üyelik kartı değil, hakkın teslim edilmesidir. Kanunların bize verdiği tüm yetkileri, hiçbir çekince duymadan, din görevlilerimizin huzuru ve refahı için kullanmaktan asla geri durmayacağız.

Doğal olacağız, dürüst kalacağız ve cesur adımlarla gönülleri fethedeceğiz.

Çünkü biz Tekbir-Sen’iz; biz siziz!

Devamını Oku...
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YÖNETİCİLERİNE ZİYARET VE SAHA SORUNLARININ İLETİLMESİ

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YÖNETİCİLERİNE ZİYARET VE SAHA SORUNLARININ İLETİLMESİ

Tekbir-Sen olarak, Diyanet İşleri Başkan Yardımcımız Sayın Fatih Mehmet Karaca, Camii Hizmetleri Daire Başkanımız Sayın Turgut Erhan, Kudüs Hizmetleri Daire Başkanımız Sayın M. Zeyd Özel, Gençlik Hizmetleri Daire Başkanımız Sayın Dr. Mehmet İzci ve Diyanet İşleri Başkanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı uzmanlarından Sayın Abdullah Korkut hocalarımızı ziyaret ettik.

Gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde, sahada görev yapan din görevlilerimizin yaşadığı sorunları, çalışma şartlarına dair sıkıntıları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerimizi kendilerine kapsamlı bir şekilde ilettik. Taşrada görev yapan hocalarımızın karşı karşıya kaldığı yapısal problemler başta olmak üzere, görev motivasyonunu ve hizmet kalitesini olumsuz etkileyen hususlar üzerinde durduk.

Ayrıca, sendikamız üyelerine yönelik olarak bazı müftüler ve şube müdürleri tarafından uygulandığı yönünde ciddi iddialar bulunan mobbing ve baskı uygulamalarına ilişkin tespitlerimizi, isim, görev yeri ve somut bilgiler içeren dosyalar hâlinde yetkililere sunduk. Bu uygulamaların sendikal faaliyetleri engelleyici nitelik taşıdığı, çalışanların anayasal ve yasal haklarını zedelediği hususunu özellikle vurguladık.

Tekbir-Sen olarak amacımız; çatışma değil adalet, sessizlik değil çözüm, baskı değil hukuka uygun bir çalışma ortamıdır. Din görevlilerimizin huzur içinde görev yapabileceği, emeğin ve liyakatin esas alındığı bir teşkilat yapısı için mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Nazik kabulleri ve yapıcı yaklaşımları dolayısıyla kıymetli hocalarımıza teşekkür ederiz.

Tekbir-Sen: Güçlü sendikacılığın tek adresi.

Devamını Oku...
MHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN YAŞAR YILDIRIM’A ZİYARET

MHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN YAŞAR YILDIRIM’A ZİYARET

Tekbir-Sen olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Yaşar Yıldırım’ı ziyaret ettik. Gerçekleştirdiğimiz bu ziyarette, cami derneklerinin denetimlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmesi konusundaki talep ve görüşlerimizi kendilerine ilettik.

Ayrıca, sahada görev yapan din görevlilerimizin karşı karşıya kaldığı sıkıntı ve sorunları, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerimizi detaylı bir şekilde paylaştık. Görüşmede özellikle, bulunduğu makamdan güç alarak din görevlilerimize — başta sendikamız üyeleri olmak üzeremobbing uygulayan müftü ve şube müdürlerine dikkat çektik. Bu kişilerin isimlerini, görev yaptıkları yerleri, sendikal faaliyetlerimize engel olduklarını, anayasal ve yasal hakları ihlal ederek suç teşkil eden uygulamalarda bulunduklarını açıkça ifade ettik.

Tekbir-Sen olarak, din görevlilerimizin haklarını savunma noktasında kararlılığımızı vurgulayarak, baskı ve yıldırma politikalarına karşı sessiz kalmayacağımızı bir kez daha dile getirdik.

Nazik kabulleri ve misafirperverlikleri dolayısıyla Sayın Yaşar Yıldırım’a teşekkür ederiz.

Tekbir-Sen: Güçlü sendikacılığın tek adresi.

Devamını Oku...
MHP Yozgat Milletvekili Sayın İbrahim Ethem SEDEF’i Ziyaret

Tekbir-Sen olarak bizler, sendikacılığı sadece masa başında değil, Diyanet İşleri Başkanlığımızın en uç noktadaki neferleriyle omuz omuza, bizzat sahada gerçekleştiriyoruz. Taşradaki din görevlilerimizin yaşadığı zorlukları, karşılaştıkları engelleri ve beklentilerini sadece duymuyoruz; bizzat yerinde müşahede ederek biliyoruz.

Sorunları Biliyor, Çözüm İçin Cesaretle Adım Atıyoruz

Din görevlilerimiz, toplumun manevi rehberleri olarak çok kutsal bir vazifeyi ifa etmektedirler. Ancak özellikle taşrada görev yapan asil ve vekil hocalarımızın yaşadığı ekonomik darboğaz, artık görmezden gelinemez bir boyuta ulaşmıştır.

Bugün gelinen noktada;

  • Taşradaki hocalarımızın hayat pahalılığı karşısında ezilen maaşları,
  • Vekil imam-hatip ve müezzin-kayyımlarımızın emeklerinin karşılığı olmayan düşük ücretleri,
  • Geçim derdinin, hizmet aşkının önüne geçmeye başlaması,

Tekbir-Sen’in öncelikli çözüm gündemidir. Biz, sorunları sadece raporlayan değil, çözüm için irade koyan bir anlayışla hareket ediyoruz.

Taleplerimizi Siyasetin Merkezine Taşıdık

Hocalarımızın hakkını savunmak adına attığımız somut adımlardan biri olarak; taşradaki asil ve vekil görevlilerimizin maaş iyileştirmeleri ve özlük haklarına dair hazırladığımız kapsamlı talep dosyamızı MHP Yozgat Milletvekili Sayın İbrahim Ethem SEDEF Beyefendi’ye bizzat ilettik.

Görüşmemizde, din görevlilerimizin refah seviyesinin artırılmasının bir lütuf değil, ifa ettikleri hizmetin bir gereği olduğunu vurguladık. Taleplerimizin takipçisi olacağımıza ve Ankara nezdinde girişimlerimizi kararlılıkla sürdüreceğimize dair sözümüzü yineliyoruz.

Tekbir-Sen: Güvenin ve Mücadelenin Kalesi

Biz gücümüzü sayılardan değil, haklılığımızdan ve dik duruşumuzdan alıyoruz. “Güçlü Sendikacılığın Tek Adresi” sloganımız, sadece bir iddia değil, sahadaki emeğimizin ve hocalarımıza olan bağlılığımızın bir sonucudur.

  • Cesuruz: Çünkü arkamızda hakkını arayan binlerce hocamızın duası ve desteği var.
  • Kararlıyız: Çünkü din görevlisinin derdiyle dertlenmeyi görev sayıyoruz.
  • Sonuç Odaklıyız: Çünkü laf değil, icraat üretiyoruz.

Tüm din görevlilerimizi, bu onurlu mücadelede Tekbir-Sen çatısı altında birleşmeye, haklarımızı hep birlikte gür bir sesle savunmaya davet ediyoruz.

Tekbir-Sen Varsa, Çözüm Vardır!

Devamını Oku...
YOZGAT Milletvekili Sayın Süleyman ŞAHAN’ı Ziyaret

YOZGAT Milletvekili Sayın Süleyman ŞAHAN’ı Ziyaret

Tekbir-Sen olarak bizler, masa başında değil sahada sendikacılık yapıyoruz. Sorunları uzaktan tahmin etmiyor, bizzat yaşayarak ve dinleyerek tespit ediyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığımız bünyesinde görev yapan din görevlilerimizin özellikle taşrada karşı karşıya kaldığı sıkıntıları çok iyi biliyor, bu sorunların çözümü noktasında kararlı ve cesur adımlar atıyoruz.

Taşrada görev yapan kadrolu ve özellikle vekil din görevlilerimizin düşük maaşlarla görev yapmaya çalışması, hem ekonomik hem de sosyal açıdan ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Bu durum, din hizmetlerinin niteliğini de doğrudan etkilemektedir. Tekbir-Sen olarak bu adaletsizliğe sessiz kalmadık, kalmayacağız.

Bu kapsamda, taşrada görev yapan ve vekil statüsünde çalışan hocalarımızın maaşlarının yetersizliği, özlük haklarındaki eksiklikler ve çalışma şartlarına dair çözüm önerilerimizi AK Parti Yozgat Milletvekili Sayın Süleyman Şahan’a ilettik. Taleplerimizi açık, net ve kararlı bir şekilde ifade ederek, din görevlilerimizin insanca yaşayabileceği bir ücret ve adil çalışma düzeni talebimizi dile getirdik.

Tekbir-Sen, sadece sorunları dile getiren değil; çözüm üreten, muhataplarıyla doğrudan temas kuran ve üyelerinin hakkını her platformda savunan bir sendikadır. Bizim sendikacılık anlayışımız; cesur, ilkeli ve samimidir. Sayın Vekilimize nazik misafirperverliklerinden dolayı şükranlarımızı sunarız.

Din görevlilerimizin emeği kutsaldır, karşılığı eksik bırakılamaz.
Bu bilinçle mücadelemizi sürdürecek, taşrada görev yapan tüm hocalarımızın sesi olmaya devam edeceğiz.

Tekbir-Sen: Güçlü sendikacılığın tek adresi.

Devamını Oku...
Merkez–Taşra Uyumunun Kurumsal Etkinlik Açısından Önemi:

Kamu yönetiminde politika üretimi ile uygulama arasındaki uyum, hizmetlerin etkinliği, verimliliği ve sürdürülebilirliği açısından belirleyici bir unsurdur. Merkez teşkilatında geliştirilen stratejilerin taşra birimleri tarafından doğru ve etkin biçimde uygulanamaması, kamu hizmetlerinde aksamalara ve kurumsal hedeflerden sapmalara yol açmaktadır¹.

Bu çerçevede, Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof. Dr. Safi Arpaguş’un, birim amirleri toplantısında dile getirdiği:

“Ankara’daki strateji, Anadolu’da pratiğe dönüşmüyorsa, Anadolu’daki sorun Ankara’da çözülmüyorsa eksik kalmışız demektir. Bu uyumu sağlamak, birimler arası koordinasyonu en üst seviyeye çıkarmak mecburiyetindeyiz.” şeklindeki değerlendirmesi, merkez–taşra ilişkilerinin sağlıklı biçimde yeniden ele alınması gerektiğine işaret eden yüksek düzeyli bir yönetsel farkındalığı ortaya koymaktadır.

Kamu yönetimi literatüründe ifade edildiği üzere, merkezde oluşturulan politikaların sahaya yeterince yansımaması durumunda “uygulama açığı” (implementation gap) ortaya çıkmakta ve bu durum hizmet sunumunun niteliğini doğrudan etkilemektedir². Diyanet İşleri Başkanlığı özelinde bu ayrışma, taşrada görev yapan din görevlilerinin karşı karşıya kaldığı çeşitli yapısal sorunlarda somut biçimde gözlemlenmektedir.

Tekbir-Sen’in sahaya dayalı gözlem ve tespitleri;

  • İdari uygulamalarda yeknesaklığın sağlanamaması,
  • Maaş ve özlük haklarına ilişkin uygulama farklılıkları,
  • Camii dernekleriyle yürütülen süreçlerde yetki ve sorumluluk belirsizlikleri,
  • Hizmet içi eğitim ve mesleki gelişim imkânlarının sınırlılığı

gibi sorunların, büyük ölçüde merkezde belirlenen stratejik yaklaşımların taşrada yeterince karşılık bulamamasından kaynaklandığını ortaya koymaktadır.

Sayın Başkanın özellikle vurguladığı uyum ve koordinasyon ihtiyacı, çağdaş kamu yönetimi anlayışında yatay ve dikey koordinasyonun vazgeçilmez bir unsuru olarak değerlendirilmektedir³. Merkez ile taşra arasında yalnızca tek yönlü bir hiyerarşik iletişim kurulduğu sürece, sahada ortaya çıkan sorunların merkeze sağlıklı biçimde aktarılması mümkün olmamaktadır.

Bu nedenle, çift yönlü işleyen geri bildirim mekanizmalarının güçlendirilmesi; taşra teşkilatının yalnızca uygulayıcı değil, aynı zamanda politika süreçlerine veri sağlayan kurumsal bir aktör olarak değerlendirilmesi gerekmektedir⁴.

Sendikalar, kamu yönetimi sisteminde yalnızca özlük haklarını savunan yapılar değil; aynı zamanda kurumsal geri bildirim sağlayan ve yönetsel kapasiteyi destekleyen sosyal taraflardır⁵. Tekbir-Sen’in kuruluşundan ve genel başkanlığımızdan bu yana ısrarla dile getirdiği sahaya ilişkin sorun ve çözüm önerilerinin, Sayın Başkanımız tarafından gündeme alınarak birim amirleri toplantısında yüksek perdeden ifade edilmesi, sendikal tespitlerimizin sahaya dayalı ve gerçekçi olduğunun önemli bir göstergesidir.

Bu vesileyle, ısrarla dile getirdiğimiz merkez–taşra uyumu ve koordinasyon sorununu gündemine alarak, birim amirleri toplantısında açık ve net biçimde ifade eden Sayın Başkanımız Prof. Dr. Safi Arpaguş Hocamıza teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu yaklaşım, sahadaki sorunların görmezden gelinmediğini ve çözüm iradesinin üst yönetim düzeyinde karşılık bulduğunu göstermesi bakımından son derece kıymetlidir.

Tekbir-Sen olarak, başta Diyanet İşleri Başkanlığımızın ve kıymetli Başkanımızın yanında yer aldığımızı; sahadan elde edilen verilerle, yapıcı önerilerle ve çözüm odaklı sendikacılık anlayışımızla bu sürecin en güçlü destekçilerinden biri olmaya devam edeceğimizi açıkça ifade ediyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda strateji ile uygulama arasındaki uyumun güçlendirilmesi; hizmet kalitesinin artırılması, çalışanların motivasyonunun yükseltilmesi ve kurumsal etkinliğin sürdürülebilir kılınması açısından kritik öneme sahiptir. Sayın Başkanımızın bu yöndeki değerlendirmesi, sahadaki sorunların merkeze taşınması ve çözüm üretilmesi adına olumlu ve güçlü bir yönetsel iradeye işaret etmektedir.

Tekbir-Sen, sahadan merkeze sağlıklı veri akışını önemseyen, çözüm üretmeyi esas alan ve kurumsal gelişimi önceleyen sendikal duruşuyla bu sürece katkı sunmaya kararlılıkla devam edecektir.

Dipnotlar

ILO (2018). Public Service Trade Unions and Social Dialogue. International Labour Organization.

Denhardt, R. B. & Denhardt, J. V. (2015). Public Administration: An Action Orientation. Cengage Learning.

Hill, M. & Hupe, P. (2002). Implementing Public Policy: Governance in Theory and Practice. Sage Publications.

Peters, B. G. (2010). The Politics of Bureaucracy. Routledge.

Pollitt, C. & Bouckaert, G. (2017). Public Management Reform. Oxford University Press.

Devamını Oku...
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?

Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?

Mutfaklarımızda yıllardır sessizce yer alan bir madde var: limon tuzu.

Turşuda ve  reçelde kullanırız, çorbaya katarız hatta salatalarımıza da kattığımız olur; bazen de çaydanlıkları temizlerken vazgeçilmezimizdir …

Çoğumuz onun limonla tuzun birleşiminden oluştuğunu zannederiz. Oysa limon tuzu, adının çağrıştırdığından farklı olarak kimyasal adıyla sitrik asit olan bir bileşiktir. Doğal kaynaklarda turunçgillerde bulunur; ancak piyasada kullandığımız formu çoğunlukla endüstriyel fermantasyonla elde edilir.

Şimdi bir tanıdık hocamın da sorduğu sorumuza geçelim.

Limon tuzu gerçekten faydalı mı, yoksa farkında olmadan zarar mı veriyoruz?

Adım adım cevaplamaya çalışalım.

İlk aklımıza gelen mutfaktaki rolü…

Limon tuzu, gıdalarda asitlik düzenleyici olarak kullanılır. Yemeğe ekşi bir tat verirken aynı zamanda pH’ı düşürerek mikroorganizmaların üremesini zorlaştırır. Bu yüzden eskiden beri turşularda, konservelerde ve reçellerde tercih edilir. Bir anlamda, yemeğin “koruyucu kalkanı” gibidir.

Ancak unutmamamız gereken şey limon tuzu, limonun kendisi değildir.
Limon suyunda lif, vitamin ve aromatik bileşikler bulunurken; limon tuzu neredeyse saf bir asittir. Yani miktar kontrolü olmazsa, fayda hızla riske dönüşebilir hatta zarar verebilir.

Sağlık Cephesinden Bakınca

Sitrik asit, vücudumuzda enerji üretiminin merkezinde yer alan metabolik döngülerin bir parçasıdır. Bu nedenle “vücuda tamamen yabancı” bir madde değildir. Ayrıca sitrat formu, bazı kişilerde böbrek taşı oluşumunu azaltıcı etki gösterebilir.

Ancak aşırı ve bilinçsiz kullanımda tablo değişir:

  • Mide hassasiyeti, reflü ve yanma
  • Diş minesinde aşınma
  • Uzun süreli ve yoğun maruziyette ağız içi tahriş

Özellikle “biraz daha ekleyeyim, daha iyi olur” düşüncesi, limon tuzunda geçerli değildir. Yani bu madde azla etkilidir.

Bizim yöremizde bolca kullanılan limon tuzuna bu bakış açısı ile bakmak gerekiyor.

Kısaca azaltmak hatta doğalına yönelmek…

Ev temizliğine gelelim.

Son yıllarda limon tuzu, “doğal temizlik” akımının yıldızlarından biri. Kireci çözer, su lekelerini giderir, kötü kokuları bastırır. Evet, bunların hepsi doğru.

Ama küçük bir uyarı şart:
Limon tuzu her yüzeyin dostu değildir. Mermer, doğal taş ve hassas metaller üzerinde aşındırıcı etki gösterebilir. Yani “doğal” olması, sınırsızca kullanılabileceği anlamına gelmez.

Peki ne yapmalıyız ya da nasıl kullanmalıyız?

Aşağıda özetlemeye çalıştım.

  • Gıdalarda ölçülü kullanılmalı
  • Salata ve çorbalarda limon tuzu yerine gerçek limon tercih edilmeli
  • Diş sağlığı için asidik tüketim sonrası ağzınız suyla çalkalanmalı
  • Temizlikte seyrelterek uygulanmalı
  • Çocukların erişemeyeceği yerde saklanmalı

Limon tuzu, doğru kullanıldığında hayatı kolaylaştıran; yanlış kullanıldığında sessizce zarar verebilen bir bileşiktir.

Asıl mesele, bir maddenin doğal ya da sentetik olması değil; bilinçli kullanılıp kullanılmadığıdır.

Bilim bize şunu söyler:Her şey dozunda güzeldir.

Kaynaklar

https://www.wisdomlib.org/ingredients/14358-lemon-salt

https://www.wisdomlib.org/ingredients/14358-lemon-salt

https://www.medicalpark.com.tr/saglik-rehberi/limon-tuzunun-faydalari#:~:text=Limon%20tuzu%2C%20form%C3%BCl%C3%BC%20C6H8O7%20olan,v%C3%BCcut%20yap%C4%B1lar%C4%B1nda%20fazla%20miktarda%20bulunurhttps://www.medicalpark.com.tr/saglik-rehberi/limon-tuzunun-faydalari#:~:text=Bakteri%20%C3%B6nleyici%2C%20temizleyici%20ve%20baz%C4%B1,a%C4%9F%C4%B1z%20i%C3%A7inde%20tahri%C5%9Fe%20neden%20olabilir.

Devamını Oku...
Üyelerimize Hayırlı Olsun 🌿

Üyelerimize Hayırlı Olsun 🌿

Tekbir-Sen Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası olarak, üyelerimizin ve Diyanet camiamızın sosyal haklarını güçlendirmeye yönelik çalışmalarımıza bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
Bu kapsamda, Tekbir-Sen Genel Merkezimiz ile Özel Maltepe Sarudent Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği arasında indirimli sağlık hizmeti protokolü imzalanmıştır.
İmzalanan bu protokol ile;
Ücretsiz muayene,
Ücretsiz panoramik ve periapikal röntgen,
Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB) fiyat tarifesi üzerinden tüm diş tedavilerinde %30 indirim,
Ortodonti ve implant tedavilerinde de %30 indirim imkânları sağlanmıştır. Bu hizmetlerden;
Diyanet İşleri Başkanlığı personeli, Türkiye Diyanet Vakfı personeli, emekliler ve birinci derece yakınları faydalanabilecektir.
Tekbir-Sen olarak, üyelerimizin yalnızca özlük ve mali haklarıyla değil, sağlık ve sosyal yaşamlarını kolaylaştıracak her alanda yanlarında olmayı sendikal sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyoruz.
İmzalanan bu protokolün tüm üyelerimize ve Diyanet camiamıza hayırlı olmasını diliyor, katkı sunan Maltepe Sarudent Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği yetkililerine teşekkür ediyoruz.

Devamını Oku...
“Kalemimin Rengi” Okurla Buluştu

“Kalemimin Rengi” Okurla Buluştu

Sendikamız resmi internet sitesi köşe yazarlarından, ilim ve bilim adamı Boz-Ok Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Hamdi TEMEL Hocamız’ın kaleme aldığı Kalemimin Rengi, Cağaloğlu Akademi Yayınevi tarafından yayımlanarak edebiyat dünyasındaki yerini aldı. Yazarın yaşamından süzülen izleri, iç dünyasının yansımalarını ve toplumsal hafızaya dokunan metinlerini bir araya getiren eser; deneme, hatıra ve köşe yazısı türleri arasında güçlü bir köprü kuruyor.

Kalemimin Rengi, bir akademisyenin yalnızca bilimsel kimliğini değil; insanî, vicdanî ve duygusal yönlerini de okura samimiyetle açtığı özel bir eser niteliği taşıyor. Prof. Dr. Hamdi Temel bu kitapta; ailesine, anne ve babasına, vatana, doğaya, insan ilişkilerine ve gündelik hayata dair gözlemlerini yalın ama derinlikli bir dille aktarıyor. Zaman zaman tebessüm ettiren, zaman zaman hüzünlendiren metinler; okuru kendi hayatıyla yüzleştiren güçlü bir iç yolculuğa davet ediyor.

Kitap boyunca umut duygusu belirgin bir şekilde hissediliyor. Yazar, yaşanmışlıkları kaleme alırken hiçbir zaman karamsarlığa teslim olmuyor; aksine insanı ayakta tutan değerleri, inancı, sevgiyi ve dayanışmayı ön plana çıkarıyor. “Gezdim, gördüm, araştırdım… Aslında kendimi yazdım” ifadesiyle özetlenebilecek bu yaklaşım, eserin samimiyetini ve okurla kurduğu güçlü bağı daha da pekiştiriyor.

Kalemimin Rengi, akademik disiplinle yetişmiş bir kalemin, hayatın içinden süzülen duyguları edebî bir hassasiyetle aktarmasının başarılı bir örneği olarak öne çıkıyor. Özellikle aile temalı yazılar, anne-baba figürleri etrafında şekillenen metinler ve toplumsal değerlere dair değerlendirmeler; geniş bir okur kitlesinde karşılık bulabilecek evrensel bir dil taşıyor.

Eser, Prof. Dr. Hamdi Temel’in rahmetli anne ve babasına, eşi ve çocuklarına ithaf edilmiştir. Bu yönüyle kitap, sadece bireysel bir yaşam öyküsü değil; aynı zamanda aile bağlarının, vefanın ve hatırlamanın edebî bir kaydı olarak da değerlendirilebilir.

Kalemimin Rengi, hayatın farklı renklerini kelimelere döken, okuruna “kendinden bir şeyler” bulma imkânı sunan içten ve duru bir eser olarak raflardaki yerini almıştır.

Devamını Oku...