Nefesin Emaneti

Nefesin Emaneti

20. Yılında Bir Doktorun Gözünden: Neden Her Din Görevlisi Doğal Bir Yeşilaycıdır?

Her yıl dünya genelinde yaklaşık sekiz milyon insan sigaranın –pasif içiciler dâhil– kurbanı oluyor. Türkiye’de ise 15 yaş ve üzeri nüfusun neredeyse üçte biri düzenli olarak sigara içiyor; erkeklerde bu oran yüzde 41’in üzerine çıkıyor. Tıbben her nefes, bronş yüzeyine yedi binden fazla kimyasalın çarpması, en az altmış dokuz kanserojenle tanışmak demek. Kur’an buyruğundaki “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” (Bakara 2:195) ayetiyle Buhârî’nin “Sağlık ve boş vakit hakkında hesaba çekileceksiniz” hadisi, bu çıplak hakikatleri asırlar öncesinden bir sorumluluk bildirgesi olarak ortaya koyuyor. Sigara dumanı yalnızca akciğerleri karartmıyor; kul hakkını da zedeliyor, çünkü dumanı soluyan çocuğun, yaşlının, hamile bir annenin iradesi sigara tiryakisinin parmakları arasına sıkışıyor.

Muayene masasında bronş spazmı yaşayan bir çocuğun nefes alış verişini dinlerken aklımdan ilk geçen soru her zaman aynı oluyor: “Evde sigara içiliyor mu?” Yirmi yıllık hekimlik pratiğime pasif dumanın izini bırakan öksürük nöbetleri, tekrarlayan alt‑üst solunum yolu enfeksiyonları ve –ister balkonda ister otomobilde yakılsın– perdelerden halılara sinen nikotin lekeleri eşlik ediyor. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) verilerine göre dünyadaki çocukların yarısı hâlâ ikinci el dumana maruz kalıyor; bu durum alt‑üst solunum yolu enfeksiyonu riskini sigarasız ortamlara kıyasla yüzde 35–50 artırıyor. Tirmizî’nin aktardığı “Mü’min, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir” hadisi tam da bu noktada kul hakkının modern klinik karşılığını tarif ediyor: Pasif duman, kişinin yalnızca kendi bedenine değil, yanındakinin ciğerine de zarar veriyor.

Bir din görevlisi cami avlusunda nasıl görünüyorsa, cemaatin günlük hayatındaki davranış kalıpları da ona göre şekilleniyor. Dumansız bir duruş, hutbeden önce gelen fiilî tebliğdir. Ayrıca toplumda nikotin bırakma hizmetlerine –ALO 171 hattı, YEDAM danışmanlığı, sigara bırakma poliklinikleri– en hızlı ulaşabilecek kitle çoğu zaman vaaz sonrası dinleyicilerdir. Güven bağının ve manevî desteğin, nikotin yoksunluğuna eşlik eden kaygı ve sinirlilik hâllerini azalttığı klinik çalışmalarda gösterilmiştir. Dua, sohbet ve topluluk desteği, bırakma sürecinin “ilaç dışı yardımcı tedavisi”dir. Sünnetin “zarar vereni yoldan kaldırın” çağrısı, sigara izmaritini de kapsar; söz ile eylem örtüştüğünde tebliğin tesiri katlanır.

Cami avlusuna “Hava emanettir” afişi yerleştirilip yanına ALO 171’i gösteren bir QR kod eklemek, pasif dumanın çocukta astım atağı riskini yüzde 50’ye kadar artırdığını hatırlatan somut bir mesajdır.
Cemaatle “Nikotin damarları otuz dakika içinde daraltır; kalp krizi riskini artırır.” cümlesini paylaşmak, bırakma niyetini iki kat yükseltebilir. Ayet ve hadîsle desteklendiğinde bu etki kalıcı hâle gelir.
İsteyen çiftlerin dinî nikâh metnine zararlı alışkanlıklardan uzak durma maddesi eklemesi, aile içi pasif dumanın düşük kilolu bebek oranını artırdığı gerçeğine dikkat çeker.

Tütün yalnızca solunum sağlığını değil, yanınızdaki çocuğun ciğerini; alkol yalnızca karaciğeri değil, trafikteki can güvenliğini; kumar ve dijital bağımlılıklar yalnızca cüzdanı değil, aile huzurunu tüketir. İslâm hukukunun “Zarar vermek de zarar görmek de yoktur” prensibi, modern bağımlılık literatüründe insan hakları ve halk sağlığı perspektifinin dinî bir izdüşümü olarak karşımıza çıkar. Din görevlisinin kalp terbiyesi vurgusu, beynin ödül döngüsünü istismar eden bağımlılık sarmalını kıracak anahtar konumundadır.

Nefes, bize emanet edilen en kıymetli sermayedir. Minberin gölgesinde duman değil şifa yükseldiğinde, çocuk polikliniğinde öksürük değil umut yankılanır. Din görevlisi dumansız duruşuyla rol model olur; cemaatin cebine ALO 171’i, gönlüne bırakma niyetini, diline “emanet nefes” kavramını taşır. Sigara, nikotin ya da başka bir bağımlılık biçimiyle mücadele sadece tıbbî değil, aynı zamanda imanî ve insanî bir vazifedir. Emanetimizi korumak, kul hakkını gözetmek, “zarar vermeme” ilkesini yaşatmak için bugün atılacak küçük bir adım, yarın bir çocuğun ciğerlerinde hayat bulacaktır.

Kaynakça

  • Centers for Disease Control and Prevention. (2024). Health effects of secondhand smoke on children.
  • Çocuk Solunum Derneği. (2024). Pasif Sigara ve Çocuk Akciğeri (Politika Notu № 12).
  • Dünya Sağlık Örgütü. (2025). Tobacco: Key facts.
  • National Cancer Institute. (2023). Harms of cigarette smoking and health benefits of quitting.
  • Second Hand Smoke Burden Study Group. (2025). Global burden of second‑hand smoke in children. Respiratory Research, 26(5), 1‑12.
  • Türkiye İstatistik Kurumu. (2023). Türkiye Sağlık Araştırması 2022 (Bülten No. 49747).

Devamını Oku...
Altıntaş Müftüsünün Amacı Ne?

Altıntaş Müftüsünün Amacı Ne?

Kütahya ilimize bağlı Altıntaş ilçe müftümüzün sendikamız üyesine karşı hasmane tutum sergilemesine bir anlam veremiyoruz. Altıntaş ilçe müftülüğünde görev yapan üyemiz, sözleşmeli kadroda olmasına rağmen müftü beyin kanunları hiçe sayarak, üyemizi görev yaptığı camiden alarak, başka bir camiye görevlendirmesine sendika olarak “müftü beyin bir bildiği vardır”, diyerek tepki göstermedik. İlçe müftüsü üyemiz resmi izin alarak memleketine gittiği halde, cuma namazını kıldıracak bir görevli vermeyerek, üyemizle camii cemaatini karşı karşıya getirmek istemiştir. Cuma namazına gelen cemaat, camide imamın olmadığını ısrarla müftülüğe bildirmesine rağmen, müftülükten bir personelin cemaate;” imama bizde ulaşamıyoruz”, demesinden de anlaşılacağı üzere, Altıntaş müftülüğü ve Altıntaş müftüsü tarafından sendikamız üyesi şahsında sendikamıza karşı bir tutum sergilenmektedir. Kütahya’da yerel bir gazetede üyemizin görevlendirmeyle görev yaptığı camiyle ilgili çıkan haberlere istinaden, Tekbir-Sen Genel başkanı olarak ilçe müftümüzü telefondan arayarak, çıkan haberlerle ilgili bilgi almak istediğimde, ilçe müftüsü;” başkan bu sizi ilgilendirmiyor”, diyerek telefonu yüzüme kapatması en hafif bir tabirle saygısızlıktır. Haberi yapan gazeteciye ulaşarak, üyemizin izinli olduğuna dair belgeyi kendileriyle paylaşarak, ilçe müftülüğü ve müftüsü hakkında basın açıklaması yapmamız galiba müftü beyin ağırına gitmiş olacak ki; il müftülüğünün ilçe müftüsü hakkında açmış olduğu soruşturmada üyemizi suçluyor ve cuma namazını kıldırmaya gelecekti? diye akla ziyan bir ifade veriyor. 500 km uzaklığa izine giden bir din görevlisi sadece cuma namazını kıldırmak için görev yaptığı yere gelmesi ne kadar mantıklı? veya izine giden bir din görevlisine cuma namazını kıldırmaya gel, denmesi ne kadar hukuki ve vicdanidir. Altıntaş müftümüzün üyemiz hakkında il müftülüğüne şikayetçi olması ve üyemizi “sendika genel başkanına beni arattırarak tehdit ettirdi”, demesi en hafif bir tabirle suçunu başkasının üzerine atma girişimidir. Sendika genel başkanı olarak hiç bir zaman Altıntaş müftümüzü arayarak asla tehdit etmedim ve etmem de. Çünkü sendika olarak biz tehdit eden değil, sorunların çözümü konusunda cesur adımlar atan ve kanunların verdiği yetkileri sonuna kadar kullanmaktan korkmayan, Diyanet ve vakıf çalışanlarımızın cesur ve gür sesiyiz. Altıntaş müftümüzü sendika olarak aklı selim davranmaya ve tüm sendikalara eşit olmaya davet ediyoruz. Altıntaş ilçe müftüsü hakkında Diyanet İşleri Başkanlığımız Disiplin ve Değerlendirme başkanlığına( Teftiş kurulu başkanlığına sevk edilmek üzere) şikayetçi olduk ve bu olayın takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Tekbir-Sen gönülleri fethederek büyüyen bir sendikadır. Sizler ne kadar engel olmak isteseniz de bizler o engelleri aşarak, koyduğunuz setleri yıkarak büyüyen bir sendikayız. Buradan Diyanet İşleri Başkanlığımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum;

Diyanet İşleri Başkanlığımızın, gücünü işgal ettikleri makamlardan alan kurum amirlerimizi tespit ederek, işgal ettikleri makamlardan almalarını ve onlardan boşalacak makamlara, ilmiyle, karakteriyle, ahlakıyla güç verecek olan müftülerimizin atamalarının yapılmasını Tekbir-Sen olarak talep ediyoruz.

Devamını Oku...
Din Görevlilerimizin Talepleri

Din Görevlilerimizin Talepleri

Din görevlilerimizin sorunlarını yerinde tespit edebilmek için saha sendikacılığına önem veriyoruz. Sendika Genel Başkanı olarak Bursa, Ankara, İstanbul illerimizde Din görevlilerimizle yapmış olduğumuz yüz yüze görüşmelerde tarafımıza ve gerekse telefonla beni arayarak iletilen bazı sorunlardan kısaca bahsetmek istiyorum.

  • Bazı il ve ilçe müftülerimizin Din görevlilerimize karşı hasmane tutum sergilediklerini, bu tutum ve davranışın din görevlilerimiz açısından moral ve motivasyonlarının bozulmasına ve görev şevklerinin kırılmasına sebep olduğunu, bu konuda il ve ilçe müftülerimizin daha hassas olmaları gerektiğini istediklerini söylediler.
  • Bazı il ve ilçe müftülüklerin Fahri olarak görev yapan Kur’an Kursu Öğreticilerimizin en az bir günlük ek derslerini ödemedikleri, tez zamanda ödenmeyen ek derslerinin ödenmesini istemektedirler.
  • İlk atamada Müezzin-Kayyım olarak atananların İmam-Hatip olarak atanabilmeleri için sık sık sınavların açılmasını talep etmektedirler.
  • Camii giderlerinin merkezi bütçeden karşılanması veya TDV İl ve ilçe şubelerince karşılanmasını istemektedirler.
  • Vekil olarak görev yapan din görevlilerimizin aldıkları maaşların asgari ücretin altında kaldığı, bu durumda evli ve çocuğu olanların aile geçindirme konusunda ekonomik zorluklar yaşadıklarını, kadrolu personellere ödenen seyyanen zammın vekil olarak görev yapan din görevlilerine de ödenmesini istemektedirler.
  • Vekil olarak görev yapan din görevlilerin haftalık izinlerinin olmadığını, haftalık izin kullananların maaşlarından kesildiğini ve bu mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmektedirler.
  • Sürekli her yıl aynı il ve ilçe müftülerin Hac ve Umre görevlerine gittikleri, bu durumun Diyanete güveni sarstığını, aynı kişilerin değil, diğer il ve ilçe müftülerinin de hac ve umre hizmetlerinde görevlendirilmeleri Diyanet İşleri Başkanlığına güveni artıracağını ve çalışma azmini zirveye çıkaracağını söylediler.
  • Senelik izine ayrılmak isteyen din görevlilerimize bir çok il ve ilçe müftülüklerinin zorluk çıkardığını, izine ayrılanlardan Cuma Namazını kıldırmak için yerlerine birini bulmalarını veya Cuma Namazını kıldırmak için görev yerine o gün gelmelerinin istendiğini beyan ederek bu durumda rahat bir kafayla izin kullanamadıklarını söylemektedirler. İzine ayrılan Din görevlilerimizin yerlerine görev yapacak kişileri müftülüklerin kendilerinin ayarlamasını talep etmektedirler.
  • Sözleşmeli Personellerin başka yerlerde çalıştırılamayacağı kanunen açık ve netken, bazı il ve ilçe müftülerinin başka camilerde görevlendirdiklerini, itiraz edenlerin de sözleşmelerinin feshedileceğiyle tehdit edildiğine dair iddiada bulundular. Bu durumun çalışma azmini kırdığını beyan ettiler.
  • 1-7 Ekim tarihleri arasında idrak edilen Camiler ve Din görevlileri Haftası münasebetiyle hiç bir il ve ilçe müftülerimizin diğer kurum ve kuruluşların amirlerini ziyarete gitmemelerini, onların bizlerin haftası münasebetiyle İl ve ilçe müftülüklerimizi ziyaret etmelerini istemektedirler.
  • Camiler ve din görevlileri haftası münasebetiyle din görevlilerimize en az bir maaş ikramiye verilmesini talep etmektedirler.
  • Derneklerden e Devlet üzerinden istifalar mümkünken, sendikalardan e Devlet üzerinden istifaların mümkün olmadığını, tıpkı derneklerde olduğu gibi sendikalardan da e devlet üzerinden istifa edinilmesini talep etmektedirler.
  • Her ay il ve ilçe müftülüklerinde personellere yönelik yapılan aylık mutat toplantılara kırsal kesimlerden gelenlere yolluk-yevmiyenin ödenmesini istemektedirler.
  • Bazı il ve ilçe müftülüklerinde görev yapan memurların din görevlilerimize karşı yüksek perdeden konuştuklarını, itiraz ettikleri vakit te memurların tehditkâr bir edayla üzerlerine yürüdüklerini söylediler. Bu durumdan ötürü kurumlarına gitmek istemediklerini söylediler.
  • He sene başında zorla dayatılan Diyanet yayınlarının alınması mecburiyetine son verilmesi talep edilmektedir.
  • Bazı müftülüklerin mesai mefhumu gözetmeksizin gecenin bir yarısında kuruma ait sosyal medya ( BİP, Whats Upp, SMS) uygulamalarından mesajlar göndermelerinin kendilerini rahatsız ettiğini, hatta az da olsa kurumlarından bazen tehdit dolu ve bazen sitem dolu mesajların geldiğini, bu durumun aile içinde huzursuzluğa sebebiyet verdiğini söylediler.
  • Tekbir-Sen olarak yukarıda tarafımıza iletilen sorunların çözümü konusunda girişimlerde bulunacağımızı, din görevlilerimizi namaz vakitleri içerisinde görüntülü arayarak görevde olup olmadıklarını tespit etmeye çalışan ve sendikamıza yönelik ” Biz Tekbir-Sen’i kaale almıyoruz, onlar köpek gibi avlıyor”, diyerek üyelerimize baskı kuran ve kaymakamlığın açtığı soruşturma da ifadesine başvurulacak olan üyelerimizin gerek ilçe müftüsü ve gerekse şube müdürü tarafından tehdit edilmesiyle ilgili de Diyanet İşleri Başkanlığımıza şikayetçi olduğumuzu ve diğer konularla ilgili de Diyanet İşleri Başkanlığımıza müracaatta bulunacağımızın bilinmesinde fayda vardır. Sendika olarak biz gönülleri fethederek büyüyen sendikayız. Biz gücümüzü kanunlardan ve siz değerli Diyanet ve Vakıf çalışanlarımızdan alıyoruz.
    • Kıymetli Hocalarım sizlerde sendikamıza üye olarak gücümüze güç katabilirsiniz ve sendikamızın il ve ilçe temsilcisi olarak bizimle bu kutlu yolda yürüyebilirsiniz.

Devamını Oku...
İyiliğe Davet, Sağlığa Davet

İyiliğe Davet, Sağlığa Davet

Bazı hikâyeler vardır, insanın iç dünyasına kök salar. Çocukken duyduğunuz bir cümle, şahit olduğunuz bir davranış, hayat boyu sürecek bir bilinç tohumu olur. Ben, emekli bir müftünün çocuğu olarak böyle bir evde büyüdüm. Babamın dilindeki emr‑i bi’l‑ma‘rûf, nehy‑i ani’l‑münker ilkesi sadece vaaz kürsüsünde değil, hayatın her anında canlıydı.

Hatırlıyorum; çocukken mahallede bir komşumuza “Herkes namaz kılıyor, sen neden kılmıyorsun?” diye sorduğumda aslında sadece ibadete değil, iyiliğe, hayırlı olana yönlendirme gayesinin bir tezahürü vardı. Otobüslerde sigara içmenin serbest olduğu zamanlardı. Babam astım hastasıydı. Nefes alamazdı ama yine de nezaketle, “Rahatsızım, sigaranızı söndürebilir misiniz?” derdi. Kimisi saygıyla söndürürdü, kimisi “O zaman özel araçla seyahat et” cevabını verirdi. Oysa herkesin özel aracı yoktu; ama herkesin ortak bir sorumluluğu vardı: birbirine karşı duyarlı olmak. Kur’ân’ın “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın”[1] emri sanki bu toplu yolculukta yankılanır gibiydi.

Yıllar geçti, ben hekim oldum. Babamın o zamanlar yaptığı şeyin aslında tam olarak bir “sağlığa davet” olduğunu fark ettim. Şimdi biz hekimler çağrımızı sürdürüyoruz: “Sağlıklı olun; bedeninize iyi bakın, çünkü bu beden emanet.” Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: sağlık ve boş vakit.”[2] buyururken emanetin değerini hatırlatıyordu.

Sağlık, sadece bedenin değil, ruhun ve sosyal çevrenin de bir bütünüdür. Tıpkı İslâm’ın insanı bütüncül görmesi gibi … Can emanet, sorumluluk büyük. Daha kaliteli bir hayat için ilk adımlar aslında çok sade:
• Sağlıklı beslenmek (“Yiyin, için fakat israf etmeyin”[3])
• Düzenli kan tahlillerimizi yaptırmak
• Eksik vitamin ve minerallerimizi tamamlamak
• Günlük yürüyüşlere zaman ayırmak
• Sosyal çevremizle sağlıklı ilişkiler kurmak (“Mümin, insanlarla karışan ve onların eziyetine sabreden kimsedir.”[4])
• Aşılarımızı ihmal etmemek

Örneğin, babam artık yaşı ilerledi. Grip ve zatürre aşılarını düzenli yaptırdığımızda her yıl geçirdiği enfeksiyon sayısı azaldı, hastalıkları daha hafif geçirdi. Bu küçük ama etkili önlemlerle sadece onun değil, çevresindekilerin sağlığı da korunmuş oluyor. “Kim bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur”[5] ayeti, aşıyla korunan tek bir hayatın bile ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır.

Diyanet görevlileri olarak emr‑i bi’l‑ma‘rûf yaparken “Namaz kılın” dediğinizde aslında insanlara sadece bir ibadeti değil, beden sağlıklarını, ruh sağlıklarını ve hayat kalitelerini de teklif ediyorsunuz:
• Secde: Ruhun teslimiyetini öğretir, bedene esneklik kazandırır.
• Oruç: Nefsi terbiye eder, sindirime dinlenme imkânı verir.
• Abdest: Kalbi temizler, mikroptan arındırır (“Allah temizlenenleri sever”[6]).

O hâlde bizler de bu çağrıyı yenileyelim:

İyiliğe çağırırken sağlığa da çağırıyoruz.
Çünkü sağlık, Allah’ın kuluna verdiği en büyük nimetlerden biridir ve biz o nimetin bekçisiyiz.

Dipnotlar

[1] Bakara, 2:195
[2] Buhârî, Rikâq, 1
[3] A‘râf, 7:31
[4] Tirmizî, Birr, 69
[5] Mâide, 5:32
[6] Tevbe, 9:108

Kaynakça (APA 7)

Buhârî, M. İ. (2013). Sahîh al‑Buhârî (M. Arnaut, Ed., 2. bs.). Dâru Tuq al‑Nacâh.

Tirmizî, M. İ. (2013). Sunan al‑Tirmizî (A. Azîm Abâdî, Ed., 2. bs.). Dâru Ta’sîl.

Türkiye Diyanet Vakfı. (2019). Kur’ân‑ı Kerîm ve Yüce Meali (10. bs.). TDV Yayınları.

Devamını Oku...
 BESMELE’NİN SIRRI NEDİR? 

 BESMELE’NİN SIRRI NEDİR? 

Rivayete göre Peygamberimize peygamberlik verilmeden önce müşrikler bir işe başlarken tanrılarının adını anarak: “Bismi’l-Lât ve’l Uzzâ” derlerdi. Cahiliye döneminde Müslümanlar tevhid inancını benimsedikten sonra “Allah’ın adıyla başlıyorum” anlamında besmele ile işlerine başlamışlardır.  

Aslında besmelenin, Neml sûresindeki âyette1 (27/30) Hz. Süleyman’ın Belkıs’a gönderdiği mektubun başında yer alması çok eskiden kullanılan bir terim olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda Hz. Süleyman döneminden bu tarafa kullanıldığına işaret etmekle beraber İslâm’ın başlangıcından itibaren bütün belgelerin yazımına besmele ile başlanılması gelenek haline dönüşmüştür. Buna ilaveten Hz. Peygamber’in, besmele ile başlanmayan işlerin bereketsiz ve neticesiz kalacağını belirten Ebû Hüreyre’nin -radıyallahu anh- naklettiği:“Yüce Allah’ı anarak başlanmayan her anlamlı söz veya iş, bereketsizdir/sonuçsuzdur.”2 hadisinin ve fiilî sünnetinin tesiriyle müslümanlar arasında sözlü olduğu kadar yazıda da en çok tekrarlanan, gerek teberrüken gerek usulen gerekse tezyinî olarak çeşitli şekillerde en fazla yazılan âyetlerin başında besmele gelmektedir. Besmelenin ayet olup olmadığı konusu tefsirciler arasında tartışmalı bir konudur.  

Müslüman besmele çekmekle, “Kendi adıma veya başka bir varlık adına değil, sadece Allah Teâlâ adına, O’nun rızasını kazanmak umuduyla ve O’nun izni çerçevesinde bu işi yapmaya başlıyorum.” demiş olur. Diğer yandan besmele için Yüce Allah’ın doksan dokuz ismi içinden özellikle “Rahmân” ve “Rahîm” isimlerinin seçilmiş olması son derece anlamlıdır. Besmele çeken bir mümin, Allah Teâlâ’nın engin rahmet ve merhametini ifade eden bu isimleri söylemekle, bütün söz ve davranışlarında rahmet ve merhameti prensip edineceğini ilân etmiş olur. 

 Kur’an-ı Kerim’in konusunun Allah ile âlem, özellikle de insanlık âlemi arasındaki münasebeti bildirmekten ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Besmelenin başındaki ‚bâ‛ edatı bu münasebeti ortaya koymakta ve kulun yaratanından yardım isteyerek hep O’na bağlı kalışını ifade etmektedir. Arapça cümle yapısı itibariyle besmeleden önce‚ bâ‛nın ilgili bulunduğu mahzuf bir fiil vardır. Bu besmele başlanacak herhangi bir fiildir: Bismillah diye başlıyorum‛, bismillah diye kalkıyorum‛, bismillah diye hayvan kesiyorum‛ gibi. Böylece ulûhiyyet ile ubûdiyyet arasında sevgiye dayalı olan derûni münasebeti ifade eden besmele İslam’ın bir sembolü, her iyiliğin anahtarı ve Allah’ın kullarına bir ihsanıdır. 

Kul Allah’ın rahman ve rahim isimlerini de kullanarak başladığı işlerde şuurlu hareket edeceğinden günah kesbedecek fiil ve sözlerden imtina etmek zorunda kalacaktır. Besmele çektiği her fiil ve sözde helal dairesinden çıkmadan hareket etmeye çalışacaktır. Allah’ın adıyla söz söylemenin ve iş yapmanın şuurunda hareket eden müslümanın sözü ve özü düzgün olacaktır. Dr. Erdem Sabuncu

1 Neml (27/30)  

2 İbn Hanbel, II, 360. 

Devamını Oku...
​Diyanet İşleri Başkanlığımızda onlarca sendika varken neden Tekbir-Sen’e üye olmalısın?

​Diyanet İşleri Başkanlığımızda onlarca sendika varken neden Tekbir-Sen’e üye olmalısın?

Diyanet işleri Başkanlığımız bünyesinde onlarca sendika varken, Tekbir-Sen olarak farklı bir sendikacılık anlayışıyla hareket etmek için kurulmuş olan bir sendikayız. İster üyemiz olsun, ister olmasın hiçbir zaman Diyanet işleri Başkanlığımız çalışanları arasında ayırım yapmaksızın tüm çalışanların sorunlarının çözümü konusunda cesur adımlar attık ve atmaya devam edeceğiz.

Hiçbir zaman “yapcaz, etcez”, gibi klasikleşmiş cümleler kullanmayacağız ve yapamayacağımız hiçbir şeyi hiçbir zaman yapacağız, diye söz vermedik ve vermeyeceğiz.

Din görevlilerimizin en çok mağdur olduğu camii derneklerinin Diyanet İşleri Başkanlığımıza bağlanmasını veya denetim ve kontrolünün Diyanet işleri Başkanlığına verilmesiyle ilgili ilgili kurum ve kuruluşlar nezdinde müracaatta bulunduk ve bu konunun neticelenmesi için çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Bulunduğu makamlardan güç alarak uhdesinde ki personellere karşı hasmane tutum ve davranışlar sergileyen müftülerimizin, şube müdürlerimizin kanunlardan ve yönetmeliklerden üstün olmadıklarını hatırlatmak için Diyanet işleri Başkanlığımıza şikâyette bulunarak hesap vermelerini sağladık ve sağlamaya devam edeceğiz.

Diyanet İşleri Başkanlığımız personellerinin de bir ailesinin olduğunu, bu nedenle gelişigüzel mesai saatleri dışında ve gecenin bir yarısında müftülükler tarafından mesajların gönderilmemesi için gereken yazışmaları yaparak, bu tür davranışlar sergileyen müftülerimiz ve şube müdürlerimizin Diyanet İşleri Başkanlığımız müfettişlerine hesap vermeleri için gereken müracaatları yaptık.

Kırsal yerlerde görev yapan hocalarımızın müftüler ya da şube müdürleri tarafından namaz vakitlerinde ve izine giderken ve izin dönüşlerinde görüntülü aranarak baskı kurulmasının önüne geçtik ve bu davranışları sergileyenlerin hesap vermeleri için gerekli yazışmaları yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.

Din görevlilerimize toplum içerisinde gerekli değeri göstermeyen ve toplum içerisinde din görevlilerimize;” lan oğlum”, gibi sözlerle hitap eden müftülerimizin Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından uyarılması için gerekli yazışmaları yaptık.

Sendikamıza üye olanlara mobbing uygulayan, sendikamız üyelerine karşı sert tutumlar sergileyenler hakkında gerekli idari cezaları almaları için gerekli yazışmaları yaptık.

İl ve ilçe müftülüklerimizin her ay düzenli olarak yapmış oldukları aylık mutat toplantılara kırsal kesimlerden katılan din görevlilerimize yolluk-yevmiye ödenmesi için gerekli yazışmaları yaptık ve sürecin takipçisi olmaya devam ediyoruz.

Ku’ran Kursu öğreticilerimize öğretmen statüsü verilmesi için gerekli girişimlerde bulunduk.

Murakıplarımızın özlük haklarının iyileştirilmesiyle ilgili ve il müfettişi ünvanlarınınverilmesi ve il müfettişliği kurumunun kurularak, murakıplarımızın il müfettişi olarak il müfettişliği kurumunun emrine verilmesiyle ilgili çalışmaları yaptık ve sürecin takipçisiyiz.

Vaizlerimizin özlük haklarının iyileştirilmesi ve vaizlik müesseselerinin güçlendirilmesi, gençlik vaizi, kürsü vaizi ve fetva vaizliği gibi alanlara ayrılması ve vaizlerimizin sıkı bir eğitimden geçirilerek ve özlük haklarının iyileştirilerek daha etkin olmalarıyla ilgili çalışmalarımızı yaptık ve ilgili mercilerle iletişime geçtik.

Dini eğitim merkezleriyle Dini Yüksek ihtisas eğitim merkezlerinde görev yapan hocalarımız arasında ki özlük ve maaş farklılıklarının giderilmesiyle ilgili çalışmalarımızı yaptık ve sürecin takipçisiyiz.

İl ve ilçe müftülerimizin camii denetimlerinde vakfa ait araçları kullanmaması ve camii giderlerinin merkezi bütçeden karşılanması, bunun imkân dâhilinde olmaması halinde TDV il ve ilçe şubelerince karşılanmasıyla ilgili müracaatta bulunduk ve bu konuyla ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.

Din görevlilerimize verilen 274 tl lik kıyafet yardımının iptal edilmesini ve bunun yerine sarık ve cübbelerin il ve ilçe müftülükleri tarafından TDV bütçesinden karşılanmak suretiyle, din görevlilerimize teslim edilmesiyle ilgili çalışmaları yaptık.

Tüm Diyanet İşleri Başkanlığımızın çalışanlarının menfaatlerini gözeterek anlaşmalar yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.

Kıymetli hocalarım yukarıda sadece bir kısım çalışmalarımızdan da anlaşılacağı üzere, Tekbir-Sen Diyanet ve vakıf çalışanlarımızın cesur ve gür sesidir. Sorunların çözümü konusunda cesur adımlar atmaya devam etmektedir. Sizlerde sendikamıza üye olarak gücümüze güç katabilirsiniz.

İşte bu saydıklarımız ve daha fazlasını elde edebilmeniz için üye olacağınız tek sendika Tekbir-Sen’dir. Tekbir-Sen gücü özgürlüğünde ve gücünü kanunlardan ve siz değerli Diyanet ve Vakıf çalışanlarımızdan alan tek sendikadır. 

Tekbir-Sen gönülleri fethederek büyüyen sendikanın adıdır. İşte bu nedenle sizlerde sendikamıza üye olarak gücümüze güç katabilir ve sendikamızın il ve ilçe temsilcisi olarak bu kutlu yolda bizimle yürüyebilirsiniz.

Devamını Oku...